AYDOĞDU KÖYÜNDEN: HAMDİ DAYI

 

HAMDİ DAYI (Özür Dileyerek namı diğer Deli Hemdi) Aslen Aydoğdu Köyünden olup Allahın rahmetine karışan Hamdi dayıdan bahsedeceğim. Yeni kuşağın bilmediği, belki de adını bile duymadığı ama bizim kuşağın yakından tanıdığı ve veli mi yoksa deli mi olduğu konusunda şahsen benim halen kafa yorduğum Hamdi dayıyı dilimin döndüğü kadar ve hem kendi hem de büyüklerimden duyduğum kadarıyla anlatmaya, günümüze ve geleceğe taşımaya çalışacağım. Yazım esnasında yöre halkının diliyle “ Deli Hemdi” tabirini kullanacağım. Özgünlüğü bozmamak için bu tabiri tercih edeceğim ama başta okuyucularımdan ve varsa Hamdi Dayının yakınlarından özür diliyor hoş görülerine sığınmıyorum. Herhangi bir aşağılama ya da hakaret şeklinde algılanmamasını özellikle rica ediyorum. Köy adeta ıssızlaşmıştı. Herkes evine girmiş, pencerelerini kapatmış, kapılarının sürgüsünü sürmüştü. Kapı bacada kimse kalmamıştı. Harmanlarda oyun oynayan çocuklar sanki yer yarılmışta yerin dibine girmişlerdi. Köy odası bile boşalmış, caka satan gençler gözden kaybolmuştu. Hafiften esen rüzgarın oynattığı dallardaki yaprak hışırtısından başka bir ses duyulmuyordu. Serçelerin, sığırcıkların titrek sesleri bile sanki kaybolmuştu. Küçükken bu anları çok görürdüm. Bende o çocuklar gibi eve kaçardım. Evde pencereleri kapatır, zırzaları sıkı sıkıya sürerdik. Buda yetmiyormuş gibi kapının arkasına köstek bile koyardık. Bu işleri sever gibi yapsak da aslında korkunun sonucu olduğunu çok iyi bilirdik. Deli hemdi derlerdi bütün bunların sebebi. Mahallenin alt başından görüldü mü tüm mahallede ya da köyde yukarıda saydıklarım bir ritüel gibi tekrarlanırdı. Asıl adının Hamdi olduğunu dedemden öğrendiğim ama halk dilinde Deli Hemdi olarak çağrılan bu kişi kimdi, nereliydi o zamanlar bilen yoktu. En azından biz çocuklar bilmezdik. Bizim bakışımızla Deli Hemdi çok güçlü kuvvetliydi. Sanki 2 metre boyu vardı. Adeleleri dolgun, kemikleri ve özellikle elleri çok iriydi. Bakışları bazen donuklaşsa da genelde haşin ve birazda hırçıncaydı. Gerçekten de bir çocuğu, görüldüğü anda korkutacak bir yapıya sahipti. Küçükken onun deliliğine bayağı inanmıştık. Buna bir nevi mecbur kalmıştık. Çocuk çevremiz bunu icap ettiriyordu.Kapı ve pencerelerin kapanması, herkesin ortadan toz olması, gözümüzde büyüterek devleştirmemiz başlıca sebeplerdendi. İlk önceleri annemde kapı pencereyi kapatırdı. Ancak dedemin “Hemdi de senin benim gibi bir insan, adam yemez ya” şeklindeki sert uyarılarından sonra bizim evin kapı penceresi kapanmaz olmuştu. Dedemle arası çok iyiydi. Meğer dedemle ahbaplığı dedemlerin göçüp geldiği köye dayanıyormuş. Bu konuda bir seferimde dedemle hasbihallerine bende şahit olmuştum. Köşede korkuyla büzüşüp oturur halde. “ İseyin ağa buraya geldim mi ortada kimseyi göremiyorum. Halbuysa ki sizin eski köyde beni evlere davet ederler. Bir soğuk ayranımı iç derler. Burada neden böyle yapıyorlar anlamıyorum” dediğini duymuştum. Duymakla da Hamdi daydı hakkındaki düşüncelerim korkum tamamen ortadan kalkmasa da değişmeye başlamıştı. Hamdi dayı evimize geldiğinde annem ayran ikram eder. O da anneme iltifat ederdi. Hatta bir seferinde “Hüseyin ağa böyle bir gelinin var ya gözün açık gitmez senin” diye iltifatını duymuştum. Annem buna karşılık yarı ürkek “Hemdi dayı her zaman bekleriz. Buyur gel” demişti. Deli Hemdi hakkında bir çok söylentiler ve olaylar vardır. Köylerde kapıların kapanması, çocukların uzaklardan deli hemdi, deli hemdi gibi çirkin tezahüratta bulunmaları Hamdi dayının belki de psikolojisini bozmuş o da kendini deliliğe vermişti. Dedemin Hamdi dayı hakkındaki bir olayı anlatmasını bizzat dinlemiştim. Bir gün eski köyümüzde Deli Hemdi’yi birisi kızdırmış. Oda o kişinin harman savurma makinasını sırtlayıp yayla yolunda Acamas denen yere götürüp bıraktı. Biz yetişkin 10 tane insan oradan köye 5 saatte zor getirdik. Burada anlatılan harman makinası 3-4 yüz kilo ağırlığındadır. Dört kolu vardır. Dört kişi düz bir yerde bile zor taşır ki çıkarılan yer çok sarp ve engebeli bir yerdir. Deli Hemdi hakkında bir olaya da bizzat ben şahit oldum. O gün babam harmanı sıvamıştı. (Harmana su doldurulur ,üzerine özel bir toprak serpilir, öküzlerin çektiği tapanla saatlerce harman yüzüne çamurun pekiştirilmesi işlemi yapılır.) Babamın elbiseleri çamurdan atılacak hale gelmiş duvarın bir kenarına bırakılmıştı. O gün Deli Hemdi bize geldi. Misafir odasında dedemin misafiri oldu. Yiyip içildikten sonra herkes yattı. Sabah kalktığımızda Hamdi dayı odada yoktu. Yatağını güzelce toplamış, çekip gitmişti. İki hafta sonra sabah kalktığında annem kapının önünde bir paket buldu. Paketi açtığımızda içinden babamın harman sıvarken giydiği elbiseler yıkanmış ütülenmiş ve içine bir kiloluk teneke kutuda tahin helvası konmuştu. Deli Hemdi’nin bu olaydan sonra deli mi yoksa veli mi olduğunu küçük kafamla düşündüğüm olmuştur. Ve bu olayın büyüdüğümde yorumlarken annemin o zor işin içinde kendisini misafir edip ağırlamasına karşılık bir jest ve iyilik yapma düşüncesinden kaynaklandığı fikrine vardım Deli Hemdi’nin kendisini kızdıranlara, arkasından bağıranlara, kapıları üstüne kilitleyenlere karşı hiç de hoş görülü olamadığı da bir gerçek. Kimseye vurduğu, dövdüğü duyulmamıştır. Ama sövdüğü malumdur. Yine bir hatırası: Deli Hemdi bir gün bizim köye gelir. Yine bizim evin yolunu doğrultur. Nedense o gün evde kimse yoktur. Ve dolayısıyla kapı kitlidir. Herhalde siz de mi diyerek kilidi ve zırzayı (kilidin takıldığı demir çengel) söküp götürür. Bir gün yiye Hemdi dayı bizim kapıya gelir. “İseyin ağa, köpük hatun” diye bağırır. Onlar evde olmadığından yengem korkak ve ürkek kapıyı açar. Buyur Hemdi dayı der. Hemdi dayı “ Kızım İseyin ağaya selam söyle evde dursun” der ve çeker gider. Deli Hemdi’nin ne zaman nerede öldüğünü bilmiyorum. Ama aydoğdu’lu tanıdıklardan rahmete kavuştuğunu öğrendim. Her ne olursa olsun Hamdi Dayı yaşamımızım bir parçasında da olsa yerini almış yerel değerimizdir. Diğer köylüler ve insanlarla birlikte onun korkusu ve menkıbelerini duyarak ya da bizzat şahit olarak büyüdük. Bu ve benzeri yöremizdeki değerleri bilip onları gün ışığına çıkarırsak kültürümüzü yok olmaktan kurtarabiliriz. Hamdi dayıyla ilgili paylaşılması istenen olay ve hatıralar varsa e mail adresime mail atabilirseniz sevinirim.

 Halil ÖNGE Üsküdar Kısıklı İlköğretim Okulu Müdürü E mail: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 
Login
Taşı
Close
Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
Parolanızı mı unuttunuz?
Kaydolun.

Yöresel Gölova Ürünleri Marketi

golova-koyleri

golova-dugunler

golova-senlikler

Lütfen tarayıcınızda JavaScript açık olsun ya da bu videoyu görmek için başka bir tarayıcı kullanın. Aynı zamanda flash player güncellemesi gerekebilir.
Haftanın Videosu
Lütfen tarayıcınızda JavaScript açık olsun ya da bu videoyu görmek için başka bir tarayıcı kullanın. Aynı zamanda flash player güncellemesi gerekebilir.

facebook-golovaliyiz-katil

Önemli Duyurular

Ziyaretçiler
Bugün Gelen Ziyaretçi218
Dün Gelen Ziyaretçi256
Haftalık Ziyaretçi Sayısı1340
Aylık Ziyaretçi Sayısı1763
1 Haziran 2009'dan Bu yana600360
Şu anda 70 ziyaretçi çevrimiçi
Son Haberler
   ( Kaya- Mahmure  Özer'in torunu)  ( Nahire-Muzaffer Altun'un torunu)   Mine – Eyüp Özer’in kızı GÜNNUR ÖZER’in düğün merasimi, 28 şubat 2015 Cumartesi...
  (Nahire-Muzaffer Altun’un torunu) (Hanife-Fahrettin Aykırı’nın torunu) (Beyhan-Eyüp Altun’un oğlu) ERSİN ALTUN’un 20 eylül 2015 Pazar günü nikah töreni yapılacaktır. Gölova’lı...
(Muzaffer - Nahire Altun'un torunu) (Hanife-Fahrettin Aykırı'nıın torunu) ( Seyhan - Erol Altun'un oğlu) ŞAHİN ALTUN'un, 14 Haziran 2015 pazar...
 T.C. GÖLOVA KAYMAKAMLIĞI ve Hasan Şakar Yatılı Bölge Ortaokulu olarak düzenlemiş olan, kitap toplama kampanyasında 10.000 KİTAP toplanarak, Okul kütüphanesi  zenginleştirildi. Duyarlı davranan ...
Son Köşe Yazıları
Dursun AYAN
Gölova Barajı ile ilgili pek çok şey söylendi, dinlendi. İyi oldu diyen oldu, kötü oldu diyen oldu. İnsanımız genellikle istimlâk...
Sizin Yazılarınız
  Tahta sakal gilin Hüseyin dayı, 1964 yılında bir yaz günü, Haçça ablayı eşşeğe bindirdi tarla biçmeye gidiyordu.  Tufan Özer'in anası...
Pinganlı Yazarlar
            Fotoğraftakiler: Öğ. Hacı İbrahim Yalçın ve Pingan Köyü Öğrencileri,       Burnumun ucu sızlar duyunca adını,     ...
Nebahat Bayram
 FACEBOOK da PAYLAŞTIĞIM BİR ANI VE YORUMLARI Oğlum okula erken gittiği için saat 06.00 civarı kahvaltıdayız. Erken kalkmak iyiymiş.19 yıl oldu...
KapatSitemizi beğen, paylaş, takip et!
Kalan 30 saniye.