GÖLOVA İLÇESİ HAKKINDA BAZI NOTLAR


Dursun AYAN
sosyolog, dr. phil.

Dursun Ayan

Sivas toprak sahası büyük bir ildir, Gölova ise mütevazı ama geleceğe yönelik öngörüleri ve gayreti olan, bu yolda çağın gereklerini dikkate alarak ilerlemeyi benimsemiş ve mesafe kat etmiş yeni bir ilçedir. Kamu kurum ve kuruluşlarının idarî ve maddî olarak etkinliği, vakıf, dernek ve diğer sivil inisiyatiflerin katkısı, bireysel düzeyde iş adamı,  bürokrat, bilim adamı, sanatçı ve gündelik hayatını yaşayan Gölovalının gönül zenginliği bu gelişmenin önemli ölçütlerindendir. Doğal olarak, Türkiye ve dünya genelinde kırsal nüfusun kente göçünden kaynaklanan demografik sıkıntılar Gölova için de önemli bir sorun. Bu sorunun başka yollarla azaltılması, nüfusun nitelik ve nicelik olarak zenginleştirilmesi, istihdamı, eğitimi Gölova’nın tarihî yazgısı gibi görünse de Gölovalılar bunların çözümü ile ilgilidir.

Coğrafî olarak Sivas ilinin kuzey doğudaki sınır ilçesi olan Gölova, doğuda Erzincan/Refahiye; kuzeyde Giresun/Alucra-Çamoluk ilçeleri ile çevrilidir. Sivas/Akıncılar ve İmranlı ilçeleri de güney ve güney doğuda Kızıldağ’ı ve yaylarını paylaştığı diğer komşularıdır. Gölova ilçesi Suşehri-Erzincan devlet yolunun Erzincan’a giden yönünde yaklaşık 50 km sonraki yol ayrımından 5 km içeride yer almaktadır. Kızıldağ’ın kuzey yamaçlarından doğup Kelkit ve Yeşilırmak’a katılan Çobanlı Çayı’nın Suşehri-Erzincan yolu ile kesiştiği köprünün 3 km kuzey batı tarafına düşmektedir. Enlem ve boylam olarak 40. kuzey paralel ile 39. doğu meridyenin buluştuğu bölgede ve deniz seviyesinden yüksekliği (rakım) ortalama 1200-1300 metredir.

Gölova'dan manzaralar








Gölova ve bağlı köyleri güneyinde yer alan Kızıldağ’ın kuzey etekleri ile Kuzeyinde yer alan İç Karadeniz dağlarının güney etekleri arasına serpilmiştir. Batıda Suşehri Ovası’nın, Akıncılar’ın verimli topraklarıyla başlayan arazisi doğuda Erzincan sınırına varan yüksekliklere kadar devam etmektedir. Arazisi yükseklerde kıraç özellikler gösterse de alçak yamaçlarda ve düzlüklerde verimlidir. Buğday tarımının önemli olduğu bölge Çobanlı Çayı ve Baraj ayağındaki sulama kanallarının olanaklarıyla bağ ve bahçe bitkileri açısından iyi olanaklar sağlamaktadır. Bugün Gölova Barajı suları altında kalan Kanlı Göl ve Çorak Göl de hesaba katılır ise Baru Gölü ile Süt Gölü ve Çobanlı Çayı, etraftaki bükler ile bölgeye dikkate değer bir doğal güzellik sağlamaktadır. Kaldı ki Kızıldağ yaylaları bu güzelliği 2000-2500 metre yükseklikte devam ettirmektedir.

Bu güzel coğrafyanın Kuzey Anadolu Fay Hattı (The North Anatolian Fault Zone) üzerinde olması yüz yıllardan beri zaman zaman büyük depremlerle sallanmasına neden olmuş, bu depremlerin bilinen ölümlü en son halkasını da 27 Aralık 1939 Erzincan Depremi oluşturmuştur. Bu deprem halk arasında “Hareket” olarak bilinmekte ve anlatılmaktadır.

İdare tarihi açısından bakılır ise; 13 Haziran 1972'de belediye örgütü kurulan ve 9 Mayıs 1990'da Sivas iline bağlı bir ilçe olan Gölova’nın bölgede hâlâ kullanılan eski adı “Ağvanıs”tır. Halkın söyleyişi ile  “Avganıs”tır. Bu adın ne anlama geldiği hakkında fikir yürütecek yeterli etimolojik bilgiye şimdilik sahip değiliz. Ağvanıs karye (köy) olarak 1870 yıllarına kadar Karahisar-ı Şarki sancağı’nın Suşehri adıyla bilinen nahiye taksimatında önemli bir yer almaktadır. Ancak bu tarihlere kadar Osmanlı idare yapısında Suşehri nahiyesi denilince akla gelen bir yerleşim birimi değil bir bölgedir ve bugünkü Gölova ve Akıncılar ilçesini (Suşar) kapsamaktadır. Bugünkü Suşehri ilçesi ise Akşehirabad nahiyesi olarak bilinmektedir. Gölova (Ağvanıs) yerleşim merkezi nahiye olarak Osmanlı Salnamelerinde ilk kez 1884 yılı itibariyle geçmektedir. Gölova bugünkü Suşehri Kaymakamlığı’nın 1863 yılında oluşturulmasıyla Suşehri’ne bağlı bir nahiye merkezi olmuş bu durumu 1990’a kadar devam etmiştir.  Gölova bugün Sivas ilinin bir ilçesi olmakla beraber 1924-1933 yılları arası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında Karahisar-ı Şarki (Şebinkarahisar) vilayetinin Suşehri ilçesine bağlı bir nahiyedir. 1933’de Şebinkarahisar’ın vilayetliğinin lâğvedilmesi ile yine Suşehri ilçesine bağlı kalmış ancak Şebinkarahisar Giresun iline, Suşehri ise Sivas iline bağlanmıştır.

Gölova Kültür ve Sanat Evi

Gölova tarihinin farklı dönemlerine yönelik ayrıntılı araştırmalar henüz tamamlanmasa da bölgede yerleşimin hatırı sayılır bir şekilde eskilere dayandığı toponomik verilerden anlaşılmaktadır. Şu an Gölova Baraj suları altında kalan Pürül tepesinden Neolitik yerleşimin ilk izlerini çağrıştıran işaretler bulunmuştur. Pürül sözcüğünün Hitit, Luvi ve Erken Hint-Avrupa dillerindeki anlamının “tepe, yükseklik, korunak” olduğu hesaba katılır ise Pürül ve onunu devamı olan yerleşim yeri olarak varlığını Hitit (Eti) dönemine dayandırmakta sakınca yoktur. Gölova’ya bağlı Çukuryurt köyünün eski adı olan “Kârnus” sözcüğünün Hitit ve Luvi dilinde “akarsu” anlamına geldiği dikkate alınırsa, bu yerleşimin de en azından 3000 yıllık bir tarihe sahip olduğu ortadadır. Şu an adı Yukarı ve Aşağı Tepecik olan “Baru” köylerine ilişkin yer adı bilgisi (toponomi) ve kökenbilim (etimoloji) incelemeleri de “Baru” sözcüğünün Eski Farsça ve Eski Ermenicenin dayandığı Hint-Avrupa dil öbeğindeki dillerde “kale, yükseklik, çevrili, müstahkem yer” anlamına geldiğine işaret etmektedir. Halk arasında bu isimleri kısaca Ermeniceye ve Rumcaya bağlamak alışkanlığı olsa da bu anlayış her zaman doğru değildir. Çünkü bu dillerdeki ses değişiklikleri, Ermenilerin bölgeye yerleşiminin göreli olarak yeni olması ve Rumca denilen dildeki Helenlik etkiler dikkate alındığında her zaman temkinli olmakta fayda vardır.

Söz konusu bu köylerin ve Kinacella, Avganıs, Endres, Pürk gibi diğer yerleşim yerlerinin isimleri ve konumları da bölgenin en azından Hitit-Roma arası bir döneme tarihlendirilmesine olanak sağlanmaktadır. Doğu Roma, başka bir adıyla Bizans döneminin işaretleri hem yerleşimlerde hem bazı metinlerde karşımıza çıkmaktadır. Gölova kaymakamlık binasının inşaatı sırasında yapılan hafriyatta çıkan gözyaşı şişeleri bunun önemli kanıtı olduğu gibi “Dikmetaş”, ”Dikilitaş”  olarak bilinen taşların da Roma askeri yol güzergâhı açısından önemli olduğu bilinmektedir. Bu konuda derli toplu bir bölge araştırmasını disiplinler arası bir yaklaşımla ve elden geldiğince akademik nitelikte sürdürülmektedir. Doğudan batıya önemli kavimler akınının ana damarının bu bölgeden geçtiği ortadadır. Dündar, Kayı, Bozat, Karayakup, Çobanlı gibi köy adları İslâmiyet sonrası Anadolu Türk tarihinin önemli göstergeleri tarihten bugüne kalmakla beraber, Malazgirt öncesinde de Türklerin bölgede yerleştiğini akla getirmek gerekir. Çünkü bugün Çataklı olarak değiştirilen Kindik köyü eski Türkçe anlamı bilinmeden değiştirilmiştir. Bugün kimsenin yaşamadığı Söğütbeli ve halen meskûn olan ve bir kısım nüfusu 1924’de mübadeleye tâbi tutulan Uluçukur, Kuzuluk gibi isimleri açıkça Türkçe olan köyler vardır.   Bu yer adları Bizans topraklarındaki Türk yerleşimler tarihi açısından önemli ve incelenmeye değerdir.

Dursun Ayan'ın yeni çalışması Önemli Selçuklu ve Bizans kaynaklarında geçen Kogonia, Kolonia, Mavrokastro Karahisar-ı Şarkî Şebinkarahisar için kullanılan yer adları olurken Nikopolis,  Endires, Pürk, Akşehirabad, Erzincan Akşehiri, Akşar ise bugünkü Suşehri için kullanılan yer adlarıdır. Ünlü mutasavvıf Mevlana Celaleddin’nin Erzincan Akşehiri’nde kalması Selçuklu döneminin önemli olaylarından. Bugün türbesi Gölova Karayakup Köyü’nde bulunan Karayakup Gazi’nin ve Akıncılar’daki Bahattin Şeyh’in dönemin yerel İslâm-Sufî örgütlenmesinde önemli yeri olduğu su yüzüne çıkmıştır.  Karayakup Köyü’ndeki tekkenin ayakta olması, bu tekke ve cami ile ilgili Osmanlı belgelerindeki bilgiler dönemin önemli tarihî kayıtları olarak elde bulunmaktadır.

Osmanlı Dönemi açısından bakılırsa; Osmanlı'nın bölge egemenliği Fatih Sultan Mehmet'in 24 Ağustos 1473’de Şebin Karahisar’ı fethiyle başlatılabilir. 1461 Pontus egemenliğine son verilmesi ve Uzun Hasan ile yaptığı Otlukbeli Savaşı (Ağustos 1473) Gölova ve çevresi tarihi açısından önemli olaylardır.  Bölge için kullanılan “Şuşar” adının da Fatih Sultan Mehmet ile ilgili olduğu belirtilmektedir. Söylence o ki Fatih Otlukbeli’nden dönerken Çobanlı köyü sırtlarına gelince Gölova’yı ve çevresini beğenmiş ve “Şu şarı alın” demiştir. “Şar” sözcüğü Farsça şehir anlamına gelmektedir. Zamanla ses değişimi olmuş ve “şehir “ olarak Türkçeleşmiştir. Osmanlı sultanları ile ilgili diğer önemli bir olay da Gölova Çobanlı Köyü'nde geçer  (13-15 Temmuz 1514) ve Yavuz Sultan Selim ile ilgilidir. Yavuz, İran tehdidini ortadan kaldıran Çaldıran Seferi’ne giderken,  Çoban Baba ordusuna yemek vererek keramet göstermiş Yavuz da bir türbe yapılmasını emretmiştir. Çoban Baba Türbesi bölgenin en eski mimarî eseri olarak tarihe şahitlik etmektedir. Aşağı Tepecik Köyü’nde Behlül Dâne Türbesi olarak bilinen Behlül Semerkandî Türbesi ve bunun ile ilgili arazi belgeleri ise yine Osmanlı döneminden bugüne aktarılan kanıtlardır.

Gölova (Ağvanıs) ve çevresi, kısaca Karahisar-ı Şarki bölgesi, farklı zamanlarda farklı vilayetlere bağlıdır. Genel olarak birinci elden yapılan Osmanlı araştırmalarında şu bilgilere ulaşılmıştır. Bölge 1520’de Rum Beylerbeyliği’ne bağlıdır. Kanunî Sultan Süleyman’ın Bağdat seferi sırasında Erzurum Beylerbeyliği’nin 1535 (1533 ?) yılında kurulmasıyla oraya bağlanmıştır. Ağvanıs karyesinin içinde yer aldığı Suşehri nahiyesi ve Karahisar alt idarî birimi olan diğer nahiyeler zaten daha eski olan 1485 tarihli tahrir defterinde de yer almaktadır.

1568-1574 tarihleri arasını gösteren idarî birim listelerinde Erzurum Beylerbeyliği’ne Erzurum vilayet merkezi, Karahisar-ı Şarkî sancağı ve Trabzon dahil olmak üzere toplam 27 sancak bulunmaktadır. 1569 tarih ve TD 478 numaralı tahrir defteri de buna işaret etmektedir. 1609 yılı itibariyle yapılan bir listede ve 1613 tarih ve TD 174 nolu tahrir defterinde de Karahisar-ı Şarkî san­cağı’nın yine Erzurum Beylerbeyliği, Erzurum vilayetine bağlı olduğunu okunmaktadır. 1653’de Karahisar-ı Şarkî yine Erzurum Beylerbeyliği’nin Erzurum eyaletine bağlıdır.  Trabzon eyaleti ise 1609’da Erzurum eyaletinden ayrılıp yeni kurulmuş görünmekte ve 1653’de de eyalet olarak devam etmektedir. Karahisar’ın ve doğal olarak Gölova’nın daha sonra Trabzon’a bağlı olduğu Gölova Belediyesi arşivinde bulunan bazı arazi belgelerinden de anlaşılmaktadır. Bugünkü Suşehri olan Akşehir Abad ile eski adı Suşehr (Şuşar) olan Gölova ve Akıncılar bölgesinin ayrı ayrı yerler olduğu en net olarak 1613 tarihli tahrir defterinde yer alan köyler listesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca 1643 tarihli bir köy listesi o zamanki Suşehr(i) nahiyesinin bugünkü Akıncılar’ın bazı köylerini ve Gölova (Ağvanıs) merkez ve köylerini vermektedir. Köy adları şunlardır: Abana, Ağcaköy, Ağvanıs, Avsundu, Avşar, Bahattinşeyh, Baru, Bozat, Buha, Bulak, Bulhat, Canköyü, Çakırşeyh, Çoban Emre, Çözdürü, Danguş, Derziköyü, Dikköy, Dümlüç, Dündar, Ekrek, Elibüyük, Eskibağ, Eymir, Gözüküçük, Gümüşdin, Hasan Şey (Ulaşoluğu), Hüdüğü, Hünü, İlyas, Kanlıtaş, Karayakup, Karnus, Karul, Kayı, Kebe, Kevkek, Kindik, Korçoyu, Kuzuluk, Lorot, Mudafar, Müğrüm, Nohurtpert, Onarı, Ortaköy, Ömerli, Pardu, Peyük, Sadaka, Sarıyusuf, Sevindik, Söğütbeli, Tuzla, Tümekar, Ürüskü, Yeniköy.

Daha sonraki yıllarda yapılan Osmanlı idarî düzenlemeleri ile Gölova (Ağvanıs) Sivas vilayetinin sancağı olan Karahisar-ı Şarki’ye ve kaza olarak da bugünkü Suşehri’ne bağlıdır.  1870 yılı ve sonrasındaki Sivas vilayeti salnamelerinden bunu 1907 yılına kadar izlemek mümkündür.  Osmanlı dönemi köy listelerinde geçen bazı yerler ortadan kalkmış, uzun yılların ortaya çıkardığı savaşlar, isyanlar ve göçler bölge nüfusunu önemli ölçüde azaltmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye coğrafyasında nüfus artışı hem devlet siyasası olarak hem de doğal olarak artmıştır. Daha sonra farklı söylemler gündeme getirildi ise de Anadolu nüfusunun artışı savaş sonrası yeni kurulan az sayıda ama önemli sanayinin ve ciddi dış borçlar ödeyen tarımsal üretimin temel kaynağı olmuştur. 1913-1924 yılları arasında idarî düzenleme yapılmamış, vilayet ve sancaklar aynen kalmıştır. Cumhuriyet döneminde vilayet ve sancaklar il olmuş, Şebinkarahisar sancağı da il olarak 1933 yılına kadar sürdürmüştür.

Gölova’da eğitimin resmen Osmanlı döneminde başladığı ilk (iptidai) ve ortaokul (rüştiye) düzeyinde bir eğitim programın devam ettiği bu eğitim programlarında okuyan yaşlı insanlar tarafından belirtilmiştir. Sivas Vilayet salnameleri de okulları belirtmektedir. Cumhuriyet döneminde öğretmen ve öğrenci azlığına rağmen temel eğitim üç yıllık okullarda devam ettirilmiş, daha sonra temel eğitim beş yıla, sonra sekiz yıla çıkartılmıştır. Gölova eğitim veren bir nahiye ve ilçe merkezi olarak var olmuş, çağın gelişimine göre yatılı bölge okulu, çok programlı lise eğitimi veren okullara kavuşmuştur. Şimdi bir yüksek okulun kazanılması için gayret etmektedir. Gölova nüfusunun 1960’lerden sonra daha çok insanı yüksek öğrenim görmüştür. 1936 yılında Gölova ilkokuluna kayıt olan kız çocuklarının varlığı Gölova’nın eğitime verdiği önemin tarihî bir kanıtıdır.

Gölova bölgesi nüfusunun artışı 1950-1960 yılları kendini ciddi şekilde gösteren iç göçe kadar sürmüş daha sonra azalmaya başlamıştır. Gölova merkez ve köyler üzerine yapılan monografik araştırmalarda bu durum kendini ortaya koymaktadır. Bölge ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmakla birlikte, Gölova eski zamanlardan beri bir tarım ve hayvancılığa dayalı pazar ekonomisini ve küçük çaplı üretimi sürdürmüştür. Bugün Gölova merkezde var olan un fabrikalarının, demir ve ahşap imalatı yapan imalat geleneğinin, hayvancılığın arkasında önceki yıllardan gelen bir üretim anlayışı vardır. Gölova Barajı’nın yapılmasıyla su ürünlerine dayalı bir üretim anlayışı kendini yeni yeni göstermekle birlikte baraj savaklarından verilen sulama olanakları ile çevre köylerde ve Suşehri’ne giden kanal boyunda tarımsal üretimde artış sağlanmıştır.  Bu zenginliğin daha da artması için Gölova'nın doğusundaki Bozat, Pardu, Aydoğdu ve Kayı köyleri toprakların bir kanalla sulanması bölgede beklenen bir durumdur.

Diğer yandan, Gölova Belediyesi’nin kurulmasıyla birlikte İller Bankası’ndan alınan katkılar ile belediye öz kaynakları, ilçe olmasıyla beraber personel maaşları ve istihdam olanaklarının ekonomik hayata katkısı yerel olarak kendini göstermektedir. Gölova şu an borcu olmayan bir belediye olarak hizmet veren belediye başkanlarının bireysel öz verilerine ve karalı yönetimine çok şeyler borçludur. Köylerde yapılan hizmetlere de katkı sağlamaktadır. Gölova’da şimdiye kadar görev yapan kaymakamların kişisel duyarlılıkları ile de bölgesel tarımı geliştirme ve balıkçılık ile hayvancılığı destekleme gayretlerinin gelecekte ekonomik hayata yansımalarını beklemek gerekir.

Gölova, toprakları, DSI'nin “Suşehri Projesi” çerçevesinde yapılan (1981-1990) “Gölova Barajı” nedeni ile kamulaştırılmış, bölgede yeni bir hayat tarzı kendini göstermeye başlamıştır. Gelecek yıllarda suyu da toprak gibi tanıyan insanlar yeni üretim tarzları ortaya koyacaktır. Gölova Barajı Kelkit Çayı'na karışan Çobanlı Deresi'nden derivasyonla sağlanan su ile doldurulan sulama ve enerji amaçlı bir barajdır. Su kaynakları ve zemin araştırmaları 1958 yılında başlayan baraj teknik olarak zonlu toprak dolgu tipidir. Barajın gövde hacmi 1.300.000 m3, su yatağından yüksekliği 26,00 m, normal su kotunda göl hacmi 65,00 hm3, normal su kotunda göl alanı 4,85 km2 dir. Baraj 6.150 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir. Küçük çaplı enerji üretimine yöneliktir. Bugün itibari ile üç adet küçük çaplı hidroelektrik üretim birimi kurulmuştur.

Gölova hakkında daha sistematik bilgiler 1983 yılında yapılan bir lisans tezi ve daha sonra köyleri de dikkate alan bir kitap yayınıyla bir ölçüde derlenip toparlanmıştır. Gölova Belediyesi arşivinde bulunan Osmanlı dönemi arazi belgeleri yeni yazıya aktarılarak bir tarihi araştırma ile yayınlanmıştır. Bunun dışında farklı araştırma ve incelemeler de çitli dergi ve kitaplarda yayınlanmış, bilimsel toplantılarda bildiri olarak sunulmuştur. Gölova’nın internet üzerinden yayınlanan resmî ve gayrı resmî bilgilendirme siteleri tanıtım ve bilgilendirme anlamında çağın gereğine uygun olarak devam etmektedir. 1983 yılında yapılan tezin amacı Gölova'nın bir önemli değişimin eşiğinde olmasıydı. Toprakları baraj kamulaştırılmasıyla giden Gölova yerine gelen baraj suyunu ne kadar tanıyacak, ne kadar kullanabilecekti, başka üretim olanaklarını ortaya koyabilecek miydi? Yoksa kente göçenlerin ailelerine gönderdikleri parlarla bir çark mı dönecekti? Sonra Gölova ilçe statüsüne yükseltildi, idarî birimler oluşturuldu, nüfus yapısı değişti, göçler aldı, kendisi göç verdi derken Gölova küçük bir kent olmanın göreceli refahına ama bir o kadar da dışa bağımlı ekonomik ve siyasî etkilenmelere,  algılanmalara maruz kaldı. Bu araştırmayı gözden geçirecek yeni araştırmalara bilimsel ve bölgesel anlamda her zaman gereksinim vardır.

Uzun yılların yorgunluğunu emeklilikleri ile noktalayabilen gurbetçi Gölovalılar daha uzun dönem kendi topraklarında kalmayı bir tatil havası içinde yaşatmaya başladılar. Maaşlarını Gölova'da harcadılar, hem Gölova merkezde hem de köylerde yeni binalar yapılarak yerleşim yerlerinin fizikî dokusunu değiştirdiler; yaylalar bile gösterimlik mimarinin mekânı olarak göz önüne çıktı. Sosyolojik anlamda tampon oluşumlar diyebileceğimiz gelenek-modern arası ilişkiler iki arada bir derede şekillenmeye başladı. Kentte göreli daha yüksek refah ve eğitim düzeyini yakalayanlar ile gösterimlik bazı gelişmeler Gölova'ya yansırken sanayileşme yolunda beklenen gelişmeler istenilen düzeyde olmasa da un fabrikaları ve küçük imalat biraz canlandı. Türkiye'nin borçsuz belediyelerinden olan Gölova Belediyesi'nin parke taş imalatı ve kum ocağı işletmesi diğer işletmelerden.

Taşımalı eğitim ve öğrenci yurtlarının yapılması, çok programlı lise eğitiminin başlaması kışın Gölova'da kalan demografik yapıyı biraz daha gençleştirdi. Oysa Gölova'dan beklenen kendi istihdam hacmini artıracak, öz nüfusunu eğitip zenginleştirecek olanakları yakalamaktı. Bu aslında tüm Anadolu'nun sorunuydu, Türkiye ve dünya genelinde kırsal kalkınmanın sorunuydu. Siyasî ve metafizik konuların geniş halk kitleleri arasında daha fazla itibar görmesi gerçekçi kalkınma hamlelerinin niteliğini anlamayı engellemekte ve atılımı ortadan kaldırmaktadır. Bunun arkasında uzun yıllar gerilere giden ve ticareti üretimden önde tutan eksik bir anlayışın izleri vardır. Bölgesel kalkınmanın üretim tabanı zayıfladıkça her yerde olduğu gibi Gölova'da da ekonomik hayat tarım ve hayvancılık ile bunlara bağlı küçük çaplı sanayileşmelerde emek sarf eden bir kaç üreticinin sırtına binmektedir. Siyasal etkinliklerin üretici hiçbir katkısı olmamakla beraber tüm Türkiye'de olduğu gibi Gölova'da da gereksiz itibar görmesi kalkınma sorunlarının anlaşılmasını engellemekte, yolunu tıkamaktadır. Gençlerinin cehalet ve işsizlik gibi ciddi sorunları olan toplumlar ve toplumsal kesimler sorunların nedenini gerçek kaynağında görmedikleri sürece siyasal rüzgârların yelinde savrulma tehlikesinde kalacaktır.

Gölova'da halkın sorunlarını çözmeye yönelik alınan devlet önlemleri kadar bölge ileri gelenlerinin maddî katkıları ve bölge halkının yardımlarıyla bunları desteklemesi sevindirici görünümlerdir. Ancak yardım almanın ve yardımda bulunmanın bölge insanını tembelliğe alıştırma tehlikesi göz önünde tutulmalıdır. Yardımın tembelliğe götürmeyecek durumda olması, yardım ekonomisi yerine üretici ekonominin önde tutulması tüm insanlığın olduğu kadar Gölova ve çevresinin de kazanç hanesine yazılacaktır. Gölova merkez ilçe ve belli başlı birkaç köyü ile daha çok İstanbul merkezli Gölova Vakıf örgütlenmesine giderken Ankara'da hemşehri örgütlenmesi Gölova Derneği ve köy dernekleri ile bir mesafe kat etmiştir. Özellikle Gölova Vakfı'nın eğitim bursları ile Gölova'da yapılan kamu ve özel girişimlere yaptığı maddî katkılar geleceğe kalacak izlerdir.

Bunun yanında Gölova’nın kentleşme yolundaki en temel ihtiyaçlarını karşılamak vefakârlığını gösteren işadamları Sayın Kazım Ayan ve Sıtkı Ayan bölge insanının hafızasında her zaman şükran duygularıyla yerini alacaktır. Bölgesel kalkınmanın bunun ötesinde devlet ve özel girişimlerle kalıcı izleri olacağına inanç asla kayıp olmamıştır. Bir üniversite biriminin kurulması, müze çalışmalarının başlatılması kütüphanelerin ve spor tesislerinin geliştirilmesi Gölova’da geleceğin eğitim ve kültür standardını belirleyecektir.

Gölova, diğer yandan, tanınmayı bekleyen bir ilçe, kendine has doğa güzellikleri ile baraj gölüyle bir İsviçre kasabası kadar olanaklara sahiptir. Bu nedenle yetişmiş insan emeğinin ve dünya görüşünün bu anlamda önemli bir nitelik olduğu ortadadır. Bu olanağın duygusal, romantik amaçlı sözünü etmek kadar akılcı bir şekilde geliştirilmesini görmek de bölge insanına ve kendini oraya mensup hissedenlere mutluluk verecektir. Gölova'da bir kürek sporu kulübü, kurulması, bölgesel atletizm ve triatlon müsabakası düzenlenmesi, kayak takımının oluşturulması, futbol takımları yanında yer almalıdır. Bilimsel ve sportif kültürü besleyecek üretici dünya görüşü ve çalışmayı benimseyen insanlar her zaman olacaktır. Yaylaları ile yaz turizminin bölgesel olarak canlandığı Gölova bir spor ve eğitim kasabası olmayı düşlemelidir. “Bugünün hayali geleceğin ölçüsüdür”; gerçekleşen hayaller ancak insan emeğinin ürünüdür.





Bu yazıyı sitenize ekleyin


Kutudaki kodu web sayfanıza ekleyin.
Bu vasıtayla içerik sitenize eklenecektir.




Görünüm:

GÖLOVA İLÇESİ HAKKINDA BAZI NOTLAR
Dursun AYAN sosyolog, dr. phil. Sivas toprak sahası büyük bir ildir, Gölova ise mütevazı ama geleceğe yönelik öngörüleri ve...

© 2012 - Gölovalıyız


Powered by QuoteThis © 2008
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Login
Taşı
Close
Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
Parolanızı mı unuttunuz?
Kaydolun.

Yöresel Gölova Ürünleri Marketi

golova-koyleri

golova-dugunler

golova-senlikler

Haftanın Videosu

facebook-golovaliyiz-katil

Ziyaretçiler
Bugün Gelen Ziyaretçi129
Dün Gelen Ziyaretçi319
Haftalık Ziyaretçi Sayısı129
Aylık Ziyaretçi Sayısı6818
1 Haziran 2009'dan Bu yana223188
Şu anda 81 ziyaretçi çevrimiçi
Son Haberler
  19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, Gölova’da coşkuyla kutlanmıştır.                      Gölova  barajı  kenarına  yapılan futbol  sahası ilk defa , 19 Mayıs Gençlik...
  - Vakıflar Haftası ve 2012 Vakıf Medeniyeti Balkan Vakıfları Yılı etkinlikleri Vakıflar Haftası yürüyüşü ile başladı.  Gölova Vakfı bayan...
  Gölova Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü tarafından Türkiye İş Kurumu Sivas İl Müdürlüğü işbirliğiyle açılan Süt Sığırcılığı kursu 02.05.2012 Çarşamba günü...
                      Okul – Veli işbirliği içerisinde  Gölova Hasan Şakar YİBO Çok Amaçlı Salonunda  02.05.2012 tarihinde düzenlenen kermese  Gölova halkımız büyük ilgi...
Son Köşe Yazıları
Halil ÖNGE
Kısa bir süreliğine mübarek topraklara umre ziyaretinde bulundum. Bu ziyaretle ilgili olarak siz değerli okuyucu ve hemşerilerimle duygularımı paylaşayım istedim.            ...
Dursun Bayram
CEMİL ÖZENİN TAZI MESELESİ: Cemil  ağabey ava çok  meraklıydı.Bunun içinde başında kışlık papak kışlık ceket ve palto paltonun üzerinde av...
Nebahat Bayram
Birinci Dünya Harbinde 49. Tümen  Agvanis’e yerleşmişlerdir. 49. Tümen  Fırka  Komutanı Ali Hikmet Paşa, Tahta Barunun önünde burun gibi sarı kayadan Kaynak:...
Dursun Bayram
  HANGİ  HOCA: ANLATAN  MURAT  KURT: Babam rahmetlik sabahları çok erken kalkardı  sabah namazlarını camide cemaatla kılmayı severdi işte böyle bir gün namazlar...